AYAĞINA DİKEN BATAN SERÇE MASALINI OKUYALIM

 

AYAĞINA DİKEN BATAN SERÇE 

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken uzak diyarlarda çok güzel bir orman varmış. Bu ormanda tüm hayvanlar neşe içinde yaşarmış. Günlerden bir gün ırmak şırıltılarının arasında küçücük bir serçenin inleyen sesi duyulmuş. Bu minik serçe kırlarda gezinirken ayağına bir diken batmış. Serçe dikeni çıkarmaya çalışmış ancak ne kadar uğraşsa da diken bir türlü çıkmamış. Çaresizce yardım aramaya başlamış. Nihayet ileride bir kulübe görmüş. Kulübenin önünde yaşlı mı yaşlı, tonton mu tonton, al yanaklı, beyaz yaşmaklı bir nine varmış. Nine bağdaş kurmuş, sofranın başında hamur yoğuruyormuş. Yoğurduğu hamuru da yanındaki fırında pişiriyormuş. Etraf mis gibi ekmek kokuyormuş. Bizim serçe inleye inleye ninenin yanına konuvermiş ve: “Nine nine! Ayağıma diken battı, çıkarır mısın?” diye ayağını uzatmış. Nine hemen serçeyi nazikçe avucunun içine almış. Serçenin ayağındaki dikeni dikkatlice çıkarmış. Ayağındaki diken çıkınca serçe derin bir “Ohh!” çekmiş. Nineye teşekkür etmiş ve demiş ki: “Nine nine! Ayağımdan çıkardığın dikeni sakın atma. Benim biraz işim var. Döndüğümde dikenimi göremezsem şu mis kokan ekmeklerinden birini alıp kaçarım, ona göre!” Nine, serçeye dikeni saklayacağına dair söz vermiş. Serçe de hızla uçarak uzaklaşmış. Aradan biraz zaman geçince nine “Küçük serçe nasılsa bir daha gelmez. Bu işe yaramaz dikeni de yakayım, gitsin.” demiş kendi kendine ve dikeni ateşe atmış. Ateşte de mis kokulu ekmekleri pişirmeye devam etmiş. Bir süre sonra serçe geri dönmüş. “Nine nine, ben geldim dikenimi versene.” demiş. Nine şaşkınlıkla cevaplamış: “Aaa! Ben sen gelmezsin diye dikenini ateşe attım. Diken senin ne işine yarayacaktı ki?” diye sormuş. Verilen sözün tutulmadığına sinirlenen serçe, ninenin ekmeklerinden birini alıp kaçmış. Serçe ağzında ekmekle uçup gitmiş. Dağlar tepeler aşmış, çok yorulmuş. Aşağıya baktığında bir yayla görmüş. Çayırlarda koyunlar, kuzular otluyormuş. Çoban da bir ağacın gölgesinde dinleniyormuş. Serçe yavaşça çobanın yanına konuvermiş. Ağzındaki ekmeği güzelce yere bırakmış. Sonra çobana: “Çoban kardeş, çoban kardeş bu ekmeği sütüne doğra. Ben de az sonra geleceğim. Sakın ben gelmeden yeme. Şayet beni beklemezsen en besili koyununu alır kaçarım.” demiş. Çoban, serçeye dönmüş ve “Tamam tamam, beklerim.” demiş. Serçe gittikten sonra çoban, koyunlardan birini sağmış. Sıcacık süte serçenin emanet ettiği ekmeği doğrayıp afiyetle yemiş. “Nasıl olsa küçücük bir serçe, ekmeği onsuz yesem ne olacak ki?” diye geçirmiş içinden. Aradan biraz zaman geçtikten sonra serçe yine çobanın yanına gelmiş ve seslenmiş: “Çoban kardeş, çoban kardeş! Ne yaptın ekmeğimi?” “Yedim.” demiş çoban yere bakarak. Serçe, çobanın bu hareketine çok kızmış ve onun en besili koyununu alıp kaçmış. Kır bayır demeden uçmuş. En sonunda yorulmuş ve bir düğün evine konmuş. Ağzındaki koyunu yavaşça yere bırakmış ve düğün sahibine şöyle demiş: “Koyunumu size emanet ediyorum. Sakın ona bir şey yapmayın. Yoksa gelininizi alır kaçarım.” Düğün sahibi gülerek:“Minicik serçeye bak, gelinimizi kaçıracakmış.” diye geçirmiş içinden. Ardından küçük gördüğü serçeye bakarak: “Tamam tamam, sen git serçe kardeş. Koyunun bize emanet.” demiş. Ama serçe gider gitmez koyunu kesmiş ve düğüne gelen misafirlere ikram etmiş. Biraz zaman geçtikten sonra serçe düğün evine dönmüş. Bir de ne görsün! Düğün sahibi koyunu kesip herkese yedirmiş. Serçe bu duruma çok öfkelenmiş. Hemen kanatlanmış ve gelini alıp gökyüzüne yükselmiş. Serçe ağzında gelinle uçup gitmiş. Kırlar bayırlar aşmış, çok susamış. “Bir yerde dinleneyim de su içeyim.” diye düşünmüş. Aşağıda bir çeşme görmüş. Yavaşça aşağı inmiş, ağzındaki gelini yere bırakmış. Çeşmeden su içmeye başlamış. Serçe su içerken kulağına bir türkü sesi gelmiş. “Bu türküyü kim söylüyor böyle dertli dertli?” diye kendi kendine söylenirken oradan geçen davulcuyu görmüş. Serçe, davulcuya: “Bu gelini sana vereyim. Sen de bana davulunu ver, olur mu?” demiş. Davulcu, geline bakmak için kafasını çevirince bir de ne görsün? Sevdiği kız tam karşısında gelinlikle duruyor. Meğer kızın da davulcuda gönlü varmış ancak kızın babası kızını fakir birisine vermeye razı olmamış. Davulcu da bu yüzden dertli dertli türkü söylermiş. Serçenin bu teklifi üzerine davulcu ve kız çok mutlu olmuşlar. Davulcu sevinçle elindeki davulu serçeye vermiş. Serçe de davulu alıp köyün minaresine çıkmış ve başlamış çalmaya: “Dikeni verdim, ekmeği aldım. Ekmeği verdim, koyunu aldım. Koyunu verdim, gelini aldım. Gelini verdim, davulu aldım. Dambulu dak dak, dambulu dak dak.” Böylelikle serçe bilmeden sevenleri kavuşturmuş. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NİSAN AYI MASALIMIZ: BİT HATUN VE PİRE BEY